Dokunmadan
toprağa,
Okşamadan
çiçeği,
Sarılmadan
bulutlara,
Sarmalanmadan rüzgarlarla….
Hissedebilmek
mümkün mü?
Bulutlar geçer gider,
huzurla süzülür mavilikte,
bir an merakla kıvrılır içe,
sonra korku gibi çöker karanlığa.
Dün vardı bir yerde,
şimdi gözümün ucunda,
yarınsa uzak bir bulutun ardında saklı.
zaman da geçer, bulutlar gibi.
Siyah beyaz sarı insanlar…
hepimiz aynı gökyüzünde,
farklı renkler ve yoğunlukla,
aynı yağmura tutuluruz bazen.
Bebek oluruz - sessiz bir damla,
çocuk oluruz - göğe bakar, şekil ararız,
genç oluruz - bulutlara tırmanmak isteriz,
yetişkinliğimizde - yağmura dayanır,
yaşlılığımızda - gökyüzünde izimizi ararız.
Bulutlar gibi gelir geçeriz,
ve ardımızda gölgemiz...
iz bırakmadan evrende yolculuk mümkün mü?
Uzun uzun anlattın Gölgeler ve Sırlar' ı
Gerçek ile hayal arasında git gelleri,
Rüya mı yaşanan ya da bilinmeyenleri
Başlanacak, ancak bitmeyecek bir projeyi
Anlatmıştın,
Mavi mavi bakarak
Anlatmıştın ellerin ve parmaklarınla...
Belki ben hayal etmiştim.
Sevgiyle - hasretle...
Geçenlerde genel kontrol için
hastanedeydim. Sevmem esasında hastaneleri. Önemli bir şey yaşamamış olsam da
insanın canı tatlı ve her alınan yaşla insan, en azından ben, çıkabilecek bir
aksaklıktan daha çıkmadan bile çok korkuyorum. İşlemler bittikten sonra, çay içmek
için girişteki “restorana” girdim, arkalarda bir masaya oturdum ve servis beklerken
etrafı izlemeye başladım. Arkada bir iki erkek eleman çalışıyordu, serviste ise
tek bir kadın. Esmer, uzun saçlı, eli işe çok yatkın ve tüm masalara ve müşterileri
hâkim biri.
Daha merhaba derken, elimdeki
evrakların üzerinden adımın Canan olduğunu gördü ve kocaman bir gülümseme ile
kendi isim kartını gösterdi. İki Canan karşı karşıya gelmiştik. Büyük bir
içtenlikle: “Ben insanları çok, gerçekten çok sevdim ve seviyorum. Ama istediğimce
sevilmediğimi biliyorum. Ya siz?” Ne kadar zor bir soruydu bu? Ne kadar
korktuğum bir yerden gelmişti bu beklenmedik soru. “Ben de aynı şeyi
hissediyorum” dedim sessizce. O çayımı getirmek için uzaklaşmıştı bile. Servisi
sanki çok özeldi, parıldayan gözleri içimi ısıttı, sevilmenin sıcaklığı kapladı
çevremi. Sonraki iki gün, çay içmeyecek olsam da, içeri girdim ve büyük bir
sevgiyle ellerini sıktım, öylesine kısaca.
Sorusu ise beynimde asılı kaldı. Ne
cevaplamaya çalıştım ne de kurcaladım.
O akşam bir dostumla buluştum. Derin
gamzeleri, derin bakışları olan, parıltısı, sevgisi ve yüreği kocaman bir dost.
Doğurmadığım kızlarımdan biri, çok özel bir dost. Çay, sohbet, soru cevap ve de
yargısız bir beraberlik. Her zamanki gibi her anı gerçek, her anı özel ve de
her zamanki gibi en yakında bir daha buluşmak amacıyla ayrıldık. Ertesi sabah çok
değerli bir hediyeye uyandım:
“Sen benim pek kıymetlimsin
Lütfen aynaya baktığında seni ne çok
sevdiğimi hatırla
Lütfen başını yastığına koyduğunda
seni ne çok sevdiğimi hatırla
Belki o gün bugün değil ama iyi ki
doğmuşsun
İyi ki benim Canan ablam olmuşsun 🙏❤️🎂”
Nasıl özel, nasıl güzel, nasıl değerli
bir HEDİYE. Yaşama tutunmayı, aksaklıklara karşı koyabilme gücünü sağlayan, iyi
ki dedirten bir HEDİYE. Evrenin doğru zamanda, doğru insanın elinden bana
uzattığı bir HEDİYE.
Sözcükler yetersiz geldiğinde,
çizgilerle boyalara sığındım
Oysa sözcükler gerçek, resimler yalanmış!
Sözcükler ile resim çizemediğim için,
ne çizdiklerim, boyadıklarım resim oldu,
ne de yazdıklarım anlamlı.
Sonunda korktum yazmaktan,
kalemim ve defterim masada kaldı hareketsiz.
Öylesine açık bir sayfa, günlerce; aylarca
Öylesine toz içinde.
Anam istemiş adımı,
Babama- abime rağmen, Leyla olsun istemişler
Anam, Canan demiş ve
Cananım geldi diye babaannem müjdeler vermiş mi aileye
Acaba ne düşündü anam, ne istedi
Farkında mıydı bütün bu anlamları taşıdığını Canan’ın
“An - Ana - Can – Cana” sözcüklerini kapsıyor “Canan“.
Peki, ben farkında mıydım? Farkında mıyım?
Yarından itibaren farkında olabilir miyim?
Değişebilir miyim? Değiştirebilir miyim?
Yoksa KADERİM mi?
Her yolculuk bir karar,
yeni bir durak...
Yeniden doğup zenginleşeceksin veya
Takılıp kalacak, tutunacaksın
bağlarına;
Dönüp bakınca kendine, şaşıracaksın
niye, nasıl diye
Cevaplayamasan da kendine bulacaksın
nedenlerini
Sonunda inine dönüp haykıracaksın
sessizce,
İyi ki, İyi ki, İyi ki...
Ne güzel bir sözcük, dans. Sevdiğinle, dostunla, ya sahilde, ya evinde, baş başa, belki kalabalık içinde harika anlar, anılar. Uzun süre beklediğin, ya da alışık olduğun bir keyif.
Başka bir dans bu. Çizgilerin dansı. İç içe birbirini tamamlar gibi, yan yana birbirine dayanır gibi, iç içe kızar gibi. Değişerek, salınarak, kaçarak ve de kovalayarak, sorarak. Ama en çok arayarak... En çok da kaybettiklerini arayarak. Belki izleri yok etmek için. Umutla yeni izler yaratarak
Çizgilerin dansı!
Bir umut doğdu, belki dedim, belki de gerçekleşebilir...
Afrika'da, çölde güneşin doğuşunu izleyecek,
Gün batımından sonra yıldızların altında yatacaktım...
Yeni yollar, yeni dostlar, yeni projelerin önü açılacak,
Güzellik, doğruluk, güven, dostluk dileklerimi,
En güzel değere, umuda ulaşabilmek için çöle sunacaktım.
Gerçekleşmedi diye üzüldüm,
Gerçekleşmedi diye sevindim, rahatladım.
Şimdi inimde, evimde, yuvamda,
Tüm olanlara, olmayanlara, olamayanlara rağmen
Umut yaratmak için,
Kendi yapabildiklerimle, becerdiklerimle, yeni bir yolda ilerlemeye çalışacağım.
Yolum açık ola...
yalnızım, hikayesi eksik ve kaçağım
cep telefonu dostları....
cep telefonuma öfkeliyim…
insanlar tüketici; tüketmeyi sevmiyorum
insanlar saygısız; saygılı olmak tek hedefim
var olamadıkları için ortadalar;
var olamasam da kendi inimdeyim, kendimle..
arayışa devam…