Geçti biri daha, onca yıl gibi!
Bir yol olabilir mi yarınlara...
Geçti biri daha, onca yıl gibi!
Bir yol olabilir mi yarınlara...
İnsan,
en çok gidişlerde eksilir,
söylenen söz yarım kalır,
her susuş biraz ağırlaşır...
Geriye
insan olmanın yükü kalır,
ve unutulmaması gerekenler…
Bulutlar geçer gider,
huzurla süzülür mavilikte,
bir an merakla kıvrılır içe,
sonra korku gibi çöker karanlığa.
Dün vardı bir yerde,
şimdi gözümün ucunda,
yarınsa uzak bir bulutun ardında saklı.
zaman da geçer, bulutlar gibi.
Siyah beyaz sarı insanlar…
hepimiz aynı gökyüzünde,
farklı renkler ve yoğunlukla,
aynı yağmura tutuluruz bazen.
Bebek oluruz - sessiz bir damla,
çocuk oluruz - göğe bakar, şekil ararız,
genç oluruz - bulutlara tırmanmak isteriz,
yetişkinliğimizde - yağmura dayanır,
yaşlılığımızda - gökyüzünde izimizi ararız.
Bulutlar gibi gelir geçeriz,
ve ardımızda gölgemiz...
iz bırakmadan evrende yolculuk mümkün mü?
Uzun uzun anlattın Gölgeler ve Sırlar' ı
Gerçek ile hayal arasında git gelleri,
Rüya mı yaşanan ya da bilinmeyenleri
Başlanacak, ancak bitmeyecek bir projeyi
Anlatmıştın,
Mavi mavi bakarak
Anlatmıştın ellerin ve parmaklarınla...
Belki ben hayal etmiştim.
Sevgiyle - hasretle...
Her yerde, mesela Kırşehir'de
her zaman, mesela Mayıs 2024'te
Gölgeler ve Sırlar....
İnsanlar gölge, düşünceler sır
Hayaller gölge, gerçekleşenler sır
Anılar gölge, geçmiş sır....
Hayat dediğin bu mu?
Geçenlerde genel kontrol için
hastanedeydim. Sevmem esasında hastaneleri. Önemli bir şey yaşamamış olsam da
insanın canı tatlı ve her alınan yaşla insan, en azından ben, çıkabilecek bir
aksaklıktan daha çıkmadan bile çok korkuyorum. İşlemler bittikten sonra, çay içmek
için girişteki “restorana” girdim, arkalarda bir masaya oturdum ve servis beklerken
etrafı izlemeye başladım. Arkada bir iki erkek eleman çalışıyordu, serviste ise
tek bir kadın. Esmer, uzun saçlı, eli işe çok yatkın ve tüm masalara ve müşterileri
hâkim biri.
Daha merhaba derken, elimdeki
evrakların üzerinden adımın Canan olduğunu gördü ve kocaman bir gülümseme ile
kendi isim kartını gösterdi. İki Canan karşı karşıya gelmiştik. Büyük bir
içtenlikle: “Ben insanları çok, gerçekten çok sevdim ve seviyorum. Ama istediğimce
sevilmediğimi biliyorum. Ya siz?” Ne kadar zor bir soruydu bu? Ne kadar
korktuğum bir yerden gelmişti bu beklenmedik soru. “Ben de aynı şeyi
hissediyorum” dedim sessizce. O çayımı getirmek için uzaklaşmıştı bile. Servisi
sanki çok özeldi, parıldayan gözleri içimi ısıttı, sevilmenin sıcaklığı kapladı
çevremi. Sonraki iki gün, çay içmeyecek olsam da, içeri girdim ve büyük bir
sevgiyle ellerini sıktım, öylesine kısaca.
Sorusu ise beynimde asılı kaldı. Ne
cevaplamaya çalıştım ne de kurcaladım.
O akşam bir dostumla buluştum. Derin
gamzeleri, derin bakışları olan, parıltısı, sevgisi ve yüreği kocaman bir dost.
Doğurmadığım kızlarımdan biri, çok özel bir dost. Çay, sohbet, soru cevap ve de
yargısız bir beraberlik. Her zamanki gibi her anı gerçek, her anı özel ve de
her zamanki gibi en yakında bir daha buluşmak amacıyla ayrıldık. Ertesi sabah çok
değerli bir hediyeye uyandım:
“Sen benim pek kıymetlimsin
Lütfen aynaya baktığında seni ne çok
sevdiğimi hatırla
Lütfen başını yastığına koyduğunda
seni ne çok sevdiğimi hatırla
Belki o gün bugün değil ama iyi ki
doğmuşsun
İyi ki benim Canan ablam olmuşsun 🙏❤️🎂”
Nasıl özel, nasıl güzel, nasıl değerli
bir HEDİYE. Yaşama tutunmayı, aksaklıklara karşı koyabilme gücünü sağlayan, iyi
ki dedirten bir HEDİYE. Evrenin doğru zamanda, doğru insanın elinden bana
uzattığı bir HEDİYE.
Sözcükler yetersiz geldiğinde,
çizgilerle boyalara sığındım
Oysa sözcükler gerçek, resimler yalanmış!
Sözcükler ile resim çizemediğim için,
ne çizdiklerim, boyadıklarım resim oldu,
ne de yazdıklarım anlamlı.
Sonunda korktum yazmaktan,
kalemim ve defterim masada kaldı hareketsiz.
Öylesine açık bir sayfa, günlerce; aylarca
Öylesine toz içinde.
Anam istemiş adımı,
Babama- abime rağmen, Leyla olsun istemişler
Anam, Canan demiş ve
Cananım geldi diye babaannem müjdeler vermiş mi aileye
Acaba ne düşündü anam, ne istedi
Farkında mıydı bütün bu anlamları taşıdığını Canan’ın
“An - Ana - Can – Cana” sözcüklerini kapsıyor “Canan“.
Peki, ben farkında mıydım? Farkında mıyım?
Yarından itibaren farkında olabilir miyim?
Değişebilir miyim? Değiştirebilir miyim?
Yoksa KADERİM mi?
2024 yılının Sağlıklı, Huzurlu, Keyifli, (U)mutlu ve Hep birlikte geçmesi dileği ile....
Yıllar önce Dostların desteği ile bir iki defa ebru çalıştım; sevdim. Neden hiç devam etmedim bilemiyorum. Yaptıklarımı öylesine saklamışım ve bir gün bu ebru üzerine bir Mandala çizdim kalemle. 2024 yılbaşı kartı olacakmış meğer.
Kart dostlara yollanır, ama yazdığım not aslında kendime mi?
Sağlıklı olmak çok önemli, hele bu yaştan sonra, peki ben bunun için ne yapıyorum?
Huzurlu, keyifli olmak güzel bir dilek, ama kendime olan bu sorumluluğumun bilincinde miyim?
Umutlu olmak ve de mutlu olmak acaba pasif olarak beklemek mi, yoksa her gün 30 saat bunun mücadelesini mi yapmak, aslında cevabını bilsem de, kaçmak daha kolay.
"Hep birlikte", birlikteliği beklemek mi, oluşturmak mı? Önemli bir değişimim gerekiyor.
Yıllar önce, yeni yıl için planlar yapmaktan, hedefler koymaktan, sözler vermekten vazgeçmiştim.
2024 yılı Yılbaşı kartı belki bir bilinç uyandırma, bir farkındalık çağrısı!
366 sayfalık boş defter hazır, yazılacak.....
Her yolculuk bir karar,
yeni bir durak...
Yeniden doğup zenginleşeceksin veya
Takılıp kalacak, tutunacaksın
bağlarına;
Dönüp bakınca kendine, şaşıracaksın
niye, nasıl diye
Cevaplayamasan da kendine bulacaksın
nedenlerini
Sonunda inine dönüp haykıracaksın
sessizce,
İyi ki, İyi ki, İyi ki...